03 Şubat 2026

Bir Yeleğin Hikâyesi: Afetlerin Kalbinde Gönüllülük - Ahmet Ergin

haber

O yeleği ilk kez 2019 yılında giydiğimde, aynada kendime değil; içimde filizlenen bir sorumluluğa baktım. O kırmızı renk, sıradan bir kumaşın değil, binlerce hayatın umuduydu. Türk Kızılay çatısı altında gönüllü olmak, bana sadece iyilik yapmayı değil, insanın en karanlık anında ışık olabilmenin anlamını öğretti.

Bir Kampüs Afişiyle Başlayan Umut

Tokat’ta üniversite öğrencisiyken, Genç Kızılay gönüllüsü olarak bir grup gençle birlikte Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Turhal Meslek Yüksekokulu’nda Genç Kızılay yapılanmasını kurduk. Kampüste astığımız ilk afişin rüzgârda dalgalanışı hâlâ gözümün önünde.

Basit bir kâğıt parçasıydı belki…
Ama altında duran gençlerin gözlerindeki parıltı, bu ülkenin iyilikle büyüyeceğine dair en saf inançtı.

Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Tıpkı umut gibi.

Kapılar, Köyler ve Kalpler

Tokat’ın köy yollarında, dar sokaklarında, yaşlı bir ninenin evine bırakılan küçük bir gıda kolisi…
Bazen bir günün değil, bir ömrün tesellisi olur.

Afet yalnızca yıkım değildir.
Bazen yalnızlıktır.

Gönüllülük ise yalnız kalmış kalpleri yeniden hayata bağlamanın en güçlü yoludur.

Afet Sahasında Bir Kase Çorba

24 Ocak 2020 gecesi…
Elazığ depremi.

Yıkılmış evler, sessiz sokaklar ve soğuk bir gece. Enkaz başında titreyen bir annenin ellerine uzattığım sıcak çorbanın buharında, insanlığın en derin anlamını gördüm.

Henüz yaralar sarılmadan bu kez sel vurdu:
Giresun’da çamura bulanmış sokaklarda yine o kırmızı yeleklerle vardık sahaya.

Sonra:
İzmir
Hatay
Yine Tokat…

Nerede bir felaket varsa, gönüllünün yönü hep kalbin çağırdığı yere döner.

“Biz orada, yıkılmış duvarların değil; yeniden kurulacak hayatların tuğlalarını taşıyorduk.”

6 Şubat: Bir Milletin Kalbi Aynı Anda Attı

Hiçbir deneyim 6 Şubat 2023 sabahına hazırlayamazdı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerle ülke bir kez daha sınandı.

O sabah talimat beklemedim.
Sadece yeleği giydim.

Kırıkhan’dan
Antakya’ya
Nurdağı’ndan
Adıyaman’a uzanan yollar boyunca…

Çocukların sarıldığı battaniyeler, sabaha kadar dağıtılan çorbalar, yorgun ama vazgeçmeyen gönüllüler…
Her enkazın ortasında yeşeren bir dayanışma vardı.

Gönüllülük Bir Duygu Değil, Bir Sorumluluk

Zamanla gönüllülük benim için sadece bir his değil, bir meslek ahlakına dönüştü. Gönüllü çalışmaların planlanması, eğitimi, koordinasyonu… İyiliğin de sürdürülebilir bir sistemle büyüyebileceğini gördüm.

Bugün Heybeliada’da yürütülen tematik kamplarda çocuklar ve gençler;

Gönüllülüğü
Afet farkındalığını
Dayanışma kültürünü öğreniyor.

Farklı ülkelerden gelen gönüllülerle aynı sofrada oturduğumuzda şunu anlıyoruz:
İyiliğin dili yoktur. Sınırı da yoktur.

Bir Yelekten Fazlası

Geriye dönüp baktığımda, o kırmızı yeleğin bir kıyafet değil; bir yemin, bir aidiyet, bir vicdan olduğunu görüyorum.

Gönüllülük;
Bir teşekkür için değil,
Bir insanlık borcu için var olmaktır.

Çünkü biliyorum ki:
Her gönüllü bir umut,
Her umut bir hayat demektir.

Ve biz, iyiliğin peşinde yürümeye devam edeceğiz.
Yılmadan. Yorulmadan. İnançla.